Denizli Ayna Haber Logo
ÖLÜMDE TANIŞTIK

ÖLÜMDE TANIŞTIK

Geçen yıl bugün hiç tanımadığım bir kadının cenaze törenine katılmıştım. Sade, içten, aşkla sarılmış… Evet, düğünden değil cenazeden söz ediyorum. Yoksa düğün müydü?

 

Bir arkadaşımızın halasının cenazesiydi. Kaybettiklerini, iki gün önce aradığımızda rastlantı sonucu duymuştuk. Cenazenin defnedileceği yer, Datça’nın bir dağ köyüymüş. Nakil şekli, oradaki işlerin uzaktan halledilmesi, gerekli izinler vs. ile uğraşıyorlarmış. Yıllık izin için Bodrum’da olmamız cenaze törenine katılmamızı olası hale getiriyordu. Üstelik içimden bir ses, orada olmam gerektiğini söylüyordu. Son yıllarda fark ettiğim bir durum var; insan sezgilerine güvenip onları ne kadar çok dinlerse o sezgiler o kadar güçleniyor. İçimdeki sese yürek kabarttım.

 

Datça Sındı Köyü’nün dağ yollarında tırmandık. Dağlar arasında korunaklı bir köydü. Tarım kooperatifinin karşısına park edince içeri giriverdik. Türlü lezzetleri tadıp bazılarından satın aldık. Köye böyle girince neden orada olduğumuzu unutmuş gibiydik. Köy kahvesinde çay ve enfes ayran içtik. Köylülerle söyleştik. Az sayıdaydık, ama bize eklenen köylülerle çoğaldık.

 

Fatma Halanın neden bu köyde defnedilmeyi istediği sorusunu birçoğumuzun aklından geçirdiği orada belli oldu. İlk kim sordu anımsamıyorum, ama yanıtı hepimiz dikkatle dinledik. Bir yandan nasıl bir masal ile karşı karşıya olduğumuzu, sonra da nasıl bir insanla vedalaşmak üzere olduğumuzu fark ettik. Hiç tanışmamışken bu veda daha bir oturdu içime. Keşkeleri attım heybeme. En azından vedada yanında olup bu masala tanıklık etmekten başka “iyi ki” bulamayarak…

 

Eşi Münir Bey Sındı Köyündenmiş. İstanbul’da okumuş ve Bodrum’da uzun yıllar yaşamış. Geç bulmuşlar birbirlerini. Fatma Mansur, Bodrum’da sosyolojik bir araştırma yaparken Bodrum Kalesinde tanışmışlar ve doludizgin bir aşk yaşamışlar. Bu araştırmanın ürünü, 1972 yılında İngiltere’de “Bodrum-Ege’de Bir Kasaba” adıyla basılmış. Bu eser daha sonra İMEAK Deniz Ticaret Odası Bodrum Şubesi’nin ilk yayını olarak Türkçeye çevirtilmiş. Münir Bey, resim yaparmış. Sonradan Zeki Müren’e sattıkları evde oturuyorlarmış. Zefir adındaki tekneleri ile Fransız turistlere ilk mavi turları düzenleyenler arasında yer almışlar. Altmışlı, yetmişli yıllar… Bodrum’un altın yılları denen zamanlar… Sonra 1980 yılında akciğer kanseri Münir Bey’i erken bir yaşta yakalamış ve kara kedisi olmuş bu aşkın. Münir Bey’in cenazesi köyünde defnedilmiş. Çevre köylerden gelenlerle çok kalabalık bir cenaze töreni yapılmış. Otuz sekiz yıldır da aile mezarlığında yanındaki yer boş dururmuş. Çocukları yokmuş, ama Fatma Mansur Coşar’ın yeğenleri halalarının son isteğini yerine getirmeyi görev bilmişler.

 

Halaları ile beraber gelen dört kişilik aileye, sayısı bir elin parmakları kadar olan arkadaşları, Fatma Hala’nın Bodrum’dan genç iki arkadaşı ile onların babaları Datça’da katıldı. Bir de Sındı Köyü’nde, köyün güler yüzlü, sıcak kalpli insanları… Sade ve içten derken bunu kastediyordum.

 

Arkadaşım Serra, halasının son yıllarından kendisi için çıkardığı yaşam dersini benimle paylaştı. Halası vefat ettiğinde 96 yaşındaymış. Bundan birkaç yıl önce, halen dışarı çıkıp dolaşabilecek fiziksel gücü varken inatlaşıp evden dışarı adımını atmıyormuş. Sonrasında bu inatçı halleri geçmiş, ama artık dolaşabilecek gücü de kalmamış. O zaman, dedik, yapabiliyorken yaşamın içinde yer almak önemli!

 

Sıkça dile getirdiğim bir hayalim var: 94 yaşını, berrak bir zihinle ve dilediklerimi yapabilecek durumdayken geçmek istiyorum. Bunun için istekli olmanın önemli olduğunu biliyorum. Sağlıklı yaşlanabilmek için, zihin etkinliklerini sürdürmek çok önemli bir koşul. Beden sağlığı için beslenmeye dikkat etmeli, zararlı alışkanlıklardan uzak durmalı, sağlık kontrollerini yaptırıp gerekli önlemleri almalı. İnsanlarla sıcak ilişkiler kurmak, dostlar edinip onlarla yaşamı paylaşmak, sevdiklerinin değerini bilip sonradan yaşanmadığı için üzülecek hiçbir duygu bırakmamak da ruhsal sağlık için vazgeçilmezlerden… Genç dostların ileri yaşta çok büyük önemi var. Bu önemde, iki taraflılık söz konusudur. Hem yaşlı olanın yaşam enerjisini tazelemesi hem de genç olanın yaşam deneyimi ile beslenebilmesi...

 

Cenaze törenindeki iki genç kız ile konuştuğumda onların çok yakın bir dostlarını kaybettikleri için nasıl da yıkıldıklarına tanık oldum. “Her şeyi konuşurduk, bizi dinlerdi. Ne anlatırsak anlatalım, dinlerdi. Birbirinden güzel anılarını da anlatırdı bize. Derinliği çok fazla olan bir insandı. Sohbeti çok hoştu.” dediler. Sonra biri ekledi: “Fatma, şu an olmayı en çok istediği yerde; Münir’den söz ederken gözlerinin içi nasıl da parlardı. Büyük aşktı onlarınki.” Genç kızların dolu dolu yaşadığı dostluğa imrendim; bir de Fatma Hala’nın yaşadığı aşka… Aşkla sarılı derken bunu kastediyordum.

 

Fatma Hala diye anılan kişi, yani Fatma Mansur Coşar hakkında biraz araştırma yaptım. Şimdi Tel-Aviv şehrinin bir bölümü olarak bilinen, dünyanın en eski yerleşim alanlarından biri olan Yafa’da, 1922 yılında doğmuş. Ünlü bir kadın Siyaset bilimciymiş. London School of Economics’te okumuş ve Harvard Üniversitesi'nde doktora yapan ilk kadınlardan biri olmuş. Newyork’ta Birleşmiş Milletler ve Paris’te Unesco’da çalışmış. Yaşamı boyunca kitaplar yazmış, birçoğu yurtdışında da yayınlanmış. ODTÜ’de Siyaset Bilimi kürsüsünü kurmuş, öğretim üyeliği yapmış, ODTÜ Hizmet Madalyası sahibiymiş. Bodrum’da yaşamış, Bodrum'u çok sevmiş. Bodrum-Ege’de Bir Kasaba adlı kitabından sonra, son 30 yıldaki değişimini anlattığı, Dün-Bugün-Bodrum adlı bir kitap daha yazmış: “Nostalji ile değil, bir miktar hiciv, biraz acıma, biraz öfkeyle…”

 

Hakkında her duyduğum hem ilgimi hem hayranlığımı artırdı; tabii ki onu tanıyamamış olmanın pişmanlığını…

 

Münir Coşar’ın mezarının yanına Fatma Hala için de yer hazırlandı, yatırıldı ve üzeri toprakla örtüldükten sonra iki mezar birden çiçeklerle süslendi. Orada hazır bulunanları çok etkileyen, sade ve içten törenin benim için en etkileyici sahnesi buydu. Onların düğünüydü derken de bunu kastetmiştim…

 

Işıklar içinde ilk danslarını yaptılar… Huzurda birlikte uyusunlar.

 

Leonard Cohen, “I’m ready, my Lord!”* demiş, son şarkısında. O hazır oluşun ne denli değerli olduğunu çok iyi biliyorum. İçimi yokladım. Hayır, hiç hazır değilim. Çok uzun süre de olmayacağım. Ama şimdi, o zamana dek neler yapmam gerektiğini çok daha iyi biliyorum.


Sade, ama kendimi en iyi şekilde donatarak; biriktirdiklerimi yazarak, anlatarak ama her zaman içtenlikle paylaşarak ve doludizgin bir aşkla sarılı yaşayarak…

* “Hazırım, Tanrım!”

Göksel Altınışık Ergur

YORUMLAR