Denizli Ayna Haber Logo
MOR, MOSMOR

MOR, MOSMOR

Bazen eli kolu bağlı kalakalıyor insan. Çaresiz hissettiğim ve haksızlığa tanık olduğum zamanlarda çok üzülüyor, dertleniyor, hatta isyan ediyorum. Yine böyle günlerimdeyim.

 

Nefesim daralıyor, ciğerim yanıyor.

 

Bir göğüs hastalıkları doktorunun tepkisi de mesleğiyle uygun oluyor demek. Çünkü ben yaşamda sağlıkla ve böyle olunca da mutlu, huzurlu, üretken kalabilmenin ilk şartının sağlıklı nefesten geçtiğini çok yakından görüyorum. Her gün mutlaka birkaç hastam “Ne olursun en azından rahat tek bir nefes almamı sağla, doktorum” diyor, ben yapabileceğim hiçbir şey yok diye yanıtlıyorum. Üzülerek, dertlenerek ve hatta isyan ederek…

Bambaşka bir nedenle karşılaştığım bir insanın gömlek cebindeki sigara paketini görüyorum. Sesinin hafif çatallanmış hali dikkatimi çekiyor. Öksürdü öksürecek gibi konuşmasında sözcüklerin anlamını kaçırıyorum arada. Aklımda “Ne yapsam da önlesem bu sürüklenişi; bir gün pişmanlık içinde karşımda “tek bir rahat nefes” dilediğini görmemek için nasıl onu bu zehri solumaktan vaz geçirsem?” soruları. Konuyu oraya getiriyorum, bağlamını oluşturuyorum yılların deneyimiyle. Kimi zaman kulağına kar suyu kaçırdığımı fark ediyor umutlanıyorum. Uçurumun kıyısından sağlığın sağlam ve güvenli zeminine çekebildiklerimle mutlu oluyorum. Kimi zaman da aldırmazlık ya da umutsuzluktan kaynaklı bir itiraz görüyorum karşımda. Dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyorum, işittiğini gerçekten duymaya başlaması için dil döküyorum. Ancak sağlığını yitirdiğinde aklının başına geleceğini gördüğüm insanların karşısında yine aynı duygu; çaresizlik… Üzen, dertlendiren hatta isyan ettiren…

Hava kirliliği olan yerlerde daha çok akciğer hastası, akciğer hastaları arasında da daha sık kötüleşen, ağır tedaviler gerektiren hatta ölenlerin olduğunu bildiğim için hava kirliliğinin önüne geçilmesi konusunda sorumluluk hissediyorum. Çevreye sahip çıkmanın en temel yükümlülüğümüz olduğunu bildiğimden hem ev içi ortamların ve hem de dış ortamların havası hangi kirleticilerle bozulur, havadaki oksijenin kaynağı ağaçların ne kadar yaşamsal olduğu, temiz hava solumanın önemi nedir sorularına bilgim ölçüsünde yanıtlar veriyorum.

İyileştirici hekimlik yanında, hatta ondan çok önce koruyucu hekimlik yapma yükümlülüğümün farkındayım. Bunun için okudum, mesleğime kendimi bunun için adadım. En iyisini öğrenmek ve uygulamak için günlerce, gecelerce ve yıllarca çalıştım. Önlenememiş her hastalıkta, tedavinin başarı sınırlarını zorladım. İyileşen hastalarıma yeniden aynı sorunlarla karşılaşmamaları için gereken önerilerimi yaparken sağlıklı yaşam bilinci oluşturmayı amaçladım. Bütün çabalarıma karşın kurtaramadığım hastalarım da oldu. O zaman da hastamın yakınlarıyla birlikte bu kaybın acısını yüklendim. Bir daha aynı duyguları yaşamamak için keşke elimden gelen bir şeyler olsaydı. Hele de önlenebilir nedenlerle hastalanan, ölen her insanda çaresizlik, dertlenme ve hatta isyanı defalarca yaşadım. Aşı olsaydı, ilacını kullansaydı, sigara içmeseydi, hava kirliliği olmayan sağlıklı bir çevrede yaşayabilseydi, sağlıklı gıda ve suya erişme olanağı bulabilseydi, insanlar ve yetkililer bütün bu konulara duyarlı olsaydı derken derken kendimi yedim bitirdim.

 

Di’li geçmiş zaman kullanmak alışkanlık olmuş. Oysa geçmedi hiçbiri… Her gün yeniden kendini üretiyor. İnsanların bilinç ve ahlak düzeyi yükselmedikçe, duyarlılık artmadıkça, çıkarcılık yok olmadıkça da geçecek gibi görünmüyor.  

 

Kötü günlerimdeyim. Nefesim daralıyor, ciğerim yanıyor. Dallarım kırılmış, gövdem kesilmiş gibiyim.

 

Eli kolu bağlı kalakalmış hissediyorum. Bağırıyorum sesim çıkmıyor. Sesim çıkıyor, ama duyan olmuyor. Uzanıyorum, elim ermiyor. Elimi tutan olmuyor. Kâbus gibi.

 

Şairin dediği gibi:

Derdini kimseye diyememek zor

Dağlar ondan böyle kaskatı, mosmor.

 

Anladınız siz onu…

 

 

Göksel Altınışık Ergur

YORUMLAR