Denizli Ayna Haber Logo
KİMLİKSİZ KENT DENİZLİ

KİMLİKSİZ KENT DENİZLİ

Denizli’de Cumhuriyetin ilanını izleyen 1930’lar ile 1960’lar arasındaki yaklaşık 30 yıllık zaman diliminde yaşananlar, bir Anadolu kasabasının modern bir Cumhuriyet kentine dönüşümünün hikayesidir.

Geçmişi milatta öncelere uzanan kentimizde koruma altına alınmış ve geçmişle kültürel ilişki kurabileceğimiz yapı sayısı birkaçı geçmemektedir.

Kent kimliği, bir kenti diğerlerinden ayıran belirgin özellikler olarak tanımlanabilir. Denizli, hızlı sanayileşme sonucu, ranta teslim olmuş, kendine özgü kimlik değerlerini koruyamamış, kent kimliği olmayan, sıradan bir kent olmuştur.

Cumhuriyet döneminde ilk genel nüfus sayımı 28.Eylül.1927 yılında yapılmıştır. Bu sayıma göre Denizli’nin il nüfusu 245.048’dir.Bu nüfusun 202.603’ü köylerde, 42.445’i şehir merkezinde yaşamıştır. Okuma oranı %5.5 ‘tir. Tüketici nüfus oranı ise % 70’tir. Bu durum Denizli’nin gelişmesi ve kalkınmasını olumsuz etkilemiştir.

Denizli de 1950-60’lı yıllara kadar bahçe içindeki Denizli’ye özgü geleneksel tek katlı konutlarda yaşam devam etmiştir. 1960 öncesinde kentin görünümüme ilişkin, “yalnızca bir caddesi aydınlatılabilen, kanalizasyon sistemi olmayan büyükçe bir kasaba görünümündeydi ” biçimindeki tespit kenti anlatması bakımından önemlidir.

Kentin, Cumhuriyetin kuruluşundan ilk nazım imar planının hazırlandığı 1966 yılına kadar geçen 43 yılda tamamen plansız ve denetimsiz yapılaşma yoluyla geliştiğini söylemek mümkündür. 1966 yılında hazırlanan imar planı, kentin yakın zamanda karşılaşacağı ihtiyaçların tahmin edilemediği, süreci öngörmeyen yetersiz bir planlama olmuştur.

1973-1981 yılları arasında ‘’ Kalkınmada Öncelikli Yöreler ‘’  kapsamına alınan kentte, teşvikler ile sanayileşme desteklenmiştir. Sanayileşme, ihracatın artmasına, sanayi yapılarının çoğalmasına, kentin yoğun göç almasına neden olmuştur. Başlayan sanayi atılımı kentte büyük dönüşümlere yol açmıştır.

Kentte gelişen sanayinin doğrudan etkisi ile meydana gelen hızlı kentleşme, betonlaşma, kat artışları ve rant kaygılarıyla ortaya çıkan çarpık ve yoğun yapılaşma sonucu, kentin kendine özgü imajı ve eski kent silueti kaybolmuştur. Denizli kent merkezinde gecekondulaşma ve tasarım kaygılarından uzak, yoğun apartmanlar dönemi başlamış, Denizli kentinin kendine özgü mimari yapısı bozulmuştur.

Denizli de 1976 yılında meydana gelen 4,9 şiddetinde orta büyüklükteki depremde, kentte 800’ün üstünde ağır hasarlı, 2900 orta hasarlı ve 4200 hafif hasarlı bina tespit edilmiştir. Bu tespitleri, 1960 yılına dek süren plansız gelişim ve denetimsiz inşaat sürecinin yansıması olarak değerlendirmek mümkündür.

Deprem sonrası süreçte, kent kimliğini oluşturan ve depremde hasar gören sivil mimarlık eserleri, eğitim yapıları ve anıtsal yapılar, onarım, bakım ya da yenileme maliyetleri gerekçe gösterilerek yıkılmıştır.

1976 depreminin kent üzerindeki bu yıkıcı etkisi kentin imar sürecini zorunlu kılmıştır. Deprem, Denizli’nin  “plansız gelişme döneminden planlı gelişme dönemine geçiş” ve “ilk planlama deneyimi olma” açısından önemli bir “kırılma noktası” olmuştur.

1980 sonrası liberal ekonomi politikalarının etkisinde kalan Denizli de, sanayi odaklı yatırım kredi ve teşviklerinin etkisinde hız kazanan sanayileşmeye sonucunda meydana gelen aşırı nüfus artışı, göç ve hızlı kentleşme hareketleri eşliğinde kaçak yapılaşma ve gecekondu alanları meydana gelmiştir. Sanayileşmenin yol açtığı göçler ve farklı sosyal tabakalar, dönemin kentsel mekân şekillenmesinde önemli bir etken olmuştur.

Bu dönemde Denizli kentinin yaşadığı en temel sorun, kentsel gelişmenin üst ölçekli planlama yerine, mevzi imar planları üzerine kurgulanan bir süreç yaşanmasıdır.

Kentimizde 1994,1996 ve 1998 yıllarında yapılan yasal düzenlemelerle, Denizli Belediyesi mücavir alan sınırlarında bulunan 15 adet yerleşmenin belediye statüsünü alması ve çok parçalı yönetim düzeni ile, kentsel yerleşme alanı bütününde alan kullanım kararları açısından birden fazla yerel yönetimin etkin ve yetkili olduğu kaotik bir planlama sürecine neden oldu. Bu Kaotik ortam kimliğini yitiren Denizli için diğer bir kırılma noktası idi.

Bu belediyelerin, politik kaygılarla, nüfusunu kötüye kullanan, bilgisiz, yetersiz idari ve teknik kadrolar tarafından yönetilmesi, hazırlanan planlar üzerinde yaptıkları imar revizyonları, ilaveler, kat artışları planlama sürecini açmaza sokan ve Denizli’nin kimliksiz bir kent olmasına yol açan müdahaleler olmuştur.

2005 yılında yapılan yasal düzenlemeler sonucu, Denizli Belediyesi yakınındaki belde belediyeleri Denizli Belediyesine bağlanmış, çok parçalı planlama süreci sonlandırılmıştır. Denizli kent bütününde yakın çevre belediyelerini de kapsayan planlar ile bütünlük ve uyum sağlanmasına yönelik geniş kapsamlı planlama çalışmaları başlatılmıştır.

Denizli sanayi, ihracat, ticaret eğitim ve kültür alanındaki gelişimi ülke ortalamalarının üzerine çıkmıştır. Bu durum kent merkezi ağırlıklı yoğun bir yapılaşma ortaya çıkarmış ve buna bağlı olarak artan spekülatif baskılar tarım alanları, doğal kaynaklar ve kentin korunması gerekli yapıları üzerinde ciddi bir tehdit oluşturmuştur.

Sanayileşme sürecindeki Denizli‘nin yaşadığı en ciddi sorun, kent planların hızlı kentsel gelişmenin gerisinde kalmış olmasıdır. Sanayiye bağlı gelişme, kenti mekânsal ve görsel açıdan sorunlu bir kent haline getirmiştir.

Küreselleşme etkisindeki Denizli kent mekanları, diğer illerimizde olduğu gibi, kapitalizmin etkisi ile tüketim mekanları olarak gelişmiştir. Kentsel ve kamusal mekanlar da yeni yatırım ve tüketim alanları AVM’ ler yapılmış kent ve yaşam yeniden şekillenmiştir.

Kente modern anlamında yapılan bütün bu yenilikler, kentin kendine özgü değerlerini ve kent kimliğini yok etmiştir. Kentte var olan, geçmişle bağlarımızı kuran kentsel dokularımız ve mimari örneklerimiz bu süreçte hızla yok olmuştur. Küresel kültürün etkisi ile bütün kentler tekdüze hale getirilmiştir.

Kentlerimizin kimliklerini ve kentsel imgelerini, kente dair hafızayı, tüm doğal ve kültürel değerlerini dikkate alarak geliştirmek önemlidir. Bütün bu değerlendirmeler sonucunda baktığımızda, Denizli için kent kimliği ve kent hafızası korunamamış, bu kültürel değerler gelecek kuşaklara aktarılamamıştır.

*Yazılarla ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendisine aittir.

YORUMLAR