Denizli Ayna Haber Logo
KENTE VE ANITA SAYGI LÜTFEN...

KENTE VE ANITA SAYGI LÜTFEN...

Tarih boyunca heykel farklı amaçlarla yapılmış, tarihin hemen her döneminde açık alanda farklı biçimlerde yer almıştır. 16. yüzyıl ortalarından itibaren, düzenlenen özel meydanlarda yer almaya başlamış ve önemli işlevler üstlenmiştir.

İnsanlık tarihi boyunca siyasi iktidarlar kendi dönemlerine ilişkin önemli olayları gelecek kuşaklara taşımak, yaşatmak ve anımsatmak için en çok plastik öğelerden yararlanmıştır.

Türk toplumları ve Anadolu Uygarlıkları taşla ve heykelle var olmuşlardır. Anadolu medeniyetlerinin yüzyıllar boyunca yaptıkları heykel örneklerini Anadolu’nun birçok bölgesinde görmek mümkündür.

Ancak, Osmanlı Dönemi’nde heykel yasaklı bir sanat olarak tanımlanmış; bu dönemde  başlayan heykel yasağı uzun yıllar Anadolu topraklarını etkisi altına almıştır. Bu nedenle Avrupa da heykel sanatı gelişim sürecini tamamlarken, Anadolu’da heykel sanatı duraklama dönemini yaşamıştır.

Günümüz kentlerinde kamusal açık alanlarda yer alan heykelin kentsel tasarımda belirleyici olan; birlik, oran, ölçek, uyum, denge ve simetri, ritm, zıtlık gibi ilkeler doğrultusunda tasarlanıp yerleştirilmesi gerekmektedir.

Kentsel mekanlarda plastik elemanlar olarak tasarlanan heykeller, bir anlam taşımalı, kentsel peyzajı oluşturan binalar, bitkiler, diğer kent mobilyaları ile birlikte kentsel yaşam kalitesinin yükseltilmesine, alanın estetik değerine katkıda bulunmalı ve bulundukları alana kimlik kazandırmalıdır. Türkiye’de birçok meydan heykeller ile anılmaktadır.

Bu nedenle heykellerin boyutuyla, ritmiyle, bakış açısıyla çevrenin işlevsel, anlamsal ve estetik özelliklerine uyumlu olmasına özen gösterilmelidir.

Meydan ve heykel, uzmanlık gerektiren kentsel tasarım disiplini; kent plancısı, mimar, peyzaj mimarı, endüstriyel tasarımcı gibi farklı disiplinlere mensup olan kişilerin birlikte çalışmalarını gerektirir. Heykel sanatçı da bu meslek disiplinlerinin içerisinde yer almalı, ortak süreci paylaşmalıdır.

Ülkemizde henüz kentsel tasarım bilinci tam olarak yerleşmiş olmadığından heykeller, meydanlara sonradan yerleştirilmektedir.

İNSANLARIN ESTETİK ZEVKİNİ BOZMAYA KİMSENİN HAKKI YOK

Kentimizde 15 Temmuz şehitler yolunda, tankın önüne yatan, tankın üzerine ellerinde bayraklarla çıkan vatandaşları temsil eden 15 Temmuz Anıtı, barındırması gereken birlik, oran, ölçek, uyum, denge ve simetri, estetik, ritm, zıtlık gibi ilkeler yönünden bakıldığında bunların hiçbirine sahip olamayan kötü bir uygulama.

Ancak, 15 Temmuz Anıtı’nın bugün yıpranmış, yırtılmış ve devrilmiş hali gerçekten bu ilkeler haricinde çok daha vahim. Bu bakımsızlık ve ilgisizlik 15 Temmuz’da direnen, canını feda eden yurttaşlarımız ve aileleri adına da büyük bir vefasızlık. Üstleri yırtılmış, yan yatmış, parçalanmış, maske takılmış, orandan yoksun, eli ayağı kopmuş garip direnişçi figürleri gerçekten insanı derinden yaralıyor.

Oysa yaşadığımız coğrafyada yüzyıllardan beri heykellerin en güzelleri yapıldı.

Roma'yı en geniş topraklara ulaştıran ve Su Yasası'nı onaylayan İmparator Traian'in dünyada benzeri bulunmayan zırhlı heykeli Laodikya’da yapılmış.

Babadağ’da Afrodisias’lılar taşı işleyebilen yetenekli sanatçıları sayesinde Anadolu kültürlerinin bir sentezi olarak Roma’ya kendini kabul ettirmiş, 600 yıl boyunca çok önemli yapıtlara ev sahipliği yapan en önemli heykel merkezlerinden olmuştur. Bu heykeller bugün bile büyük hayranlık uyandırmaktadır.

Çağlar boyunca bu denli önemli anıt heykellerin yapıldığı bu topraklarda, vahim durumdaki 15 Temmuz anıtı acilen ele alınmalı, hakettiği anlam, estetik ve görsel zenginliğe bir an önce kavuşmalıdır.

 

 

 

YORUMLAR