Denizli Ayna Haber Logo
ÇOĞALTTIĞIMIZI YAŞARIZ

ÇOĞALTTIĞIMIZI YAŞARIZ

 

"Sağlam çocuklar yetiştirmek, bozulmuş yetişkinleri düzeltmekten kolaydır"

Dostoyevski

Doktor olarak Tıp Fakültesinde çalışmamın en büyük nedeni öğrencilerimin ve asistanlarımın eğitiminde rol oynayabilme şansı… Onların iyi yetişmesi için elimden gelenin en iyisini yapmayı ilke edindim. Geleceğimize sahip çıkmak olarak görüyorum bunu.  Doktor olmayı seçen öğrencilerimiz ilk defa üçüncü sınıfta hastalarla doğrudan karşılaşıyorlar. "Kliniğe giriş dersi" adıyla hastanede yatan hastalarla hocalarının rehberliğinde bir araya gelip mesleğin inceliklerini öğreniyorlar.

Uygulama dersimizin bir parçası olmayı kabul eden hastalarımla öğrencilerimin gözlediği bir görüşme ve muayene yapıyorum. Olması gerektiği gibi; tıbbın sanat kısmını da içerecek şekilde. Öğrencilerime her zaman söylediğim gibi "İşimizi en iyi şekilde yapmak zorundayız, bunun istisnai durumları olamaz; işimizde yetkin olmanın yanında iletişim becerilerinde de kendimizi geliştirmiş olmak mesleğimizin sanat yanı. Bunların her ikisi de tek başına anlamsız kalır" Buna inandığım için söylüyorum. Yapmazsam, inandırıcı olamam.

Benimle birlikte öğrencilerim de aynı hastayı muayene ederek benim bulgularımı öğreniyorlar. Sonra üçer kişi bir hastayı muayene edecek şekilde bir ayarlama yaptım ve onayını aldığım hastalarla öğrencilerimi baş başa bıraktım. Bu sırada servisteki doktor odasında olacağımı, bana gereksinim duyarlarsa çağırabileceklerini belirttim. Muayenelerini bitirdikten sonra benimle derslikte buluşmalarını istedim. Deneyimlerinin üzerinde konuşmak istiyordum.

Önce onlara neler yaşadıklarını, neler hissettiklerini sordum. Aslında teknik anlamda bazı şeyler anlatacaklarını, bilemedikleri yerleri soracaklarını bekliyordum. İlk defa hasta ile yalnız kalmaktan, muayene etmekten mutlu olduklarını, bunun heyecan verdiğini belirttiler. Sonra bir öğrencim "Hocam, hastalarla doktorlar arasında sorunlar yaşanıyor falan deniyor ya sürekli, bize çok yardımcı oldu hastalar; aslında çok iyi insanlarmış!" dedi. Beni çok etkiledi bu söz; henüz mesleğe başlamadan bu gencecik yüreklere kaygıyı, önyargıyı yerleştirenin ne olduğunu düşündüm.

Öyle ya, şiddet haberleri her yerdeydi; her olayın ardından medyada farklı farklı şekillerde paylaşılıyordu. Bazen, bu paylaşımların dozu fazla geldiğinde, ben bile odama giren hasta ve hasta yakınlarına temkinli yaklaşabiliyordum. İnsan etkileniyor. Ancak yılların deneyimi, yaşama ve insana bakış açım, bu duygudan kısa sürede sıyrılmama yardım ediyor. Bunda 30 yıla yaklaşan hasta-hekim karşılaşmalarının payı var: kurduğum köprüler, insan yanı ağır basan paylaşımlar, umutla beklenen tedavi sonuçları, sevinçle paylaşılan iyi haberler ve kaçınılmaz olarak tedaviye yanıtsız durumlar, ölümü beklemeler, ölümün ardından hasta yakınıyla helalleşmeler... Hepsi bana meslek aşkımı çoğaltmak için destek olmuş bunca yıl içinde.

Öte yandan şiddet var. Sağlık çalışanına şiddet, fiziksel ya da sözel, poliklinikte çalışan, serviste hastaları için gününü gecesine katan asistanlarımın, meslektaşlarımın şevkini kırıyor; bunu üzülerek görüyorum. Elimden geldiğince destek vermeye çalışıyorum ama yönetenler, kanun koyucular, eğitimciler bunun için üzerlerine düşeni yapmadıkça etkili bir destek olamıyor, ancak bir insandan gördüğü sıcak bir ilginin ötesine geçemiyor. Şiddet var; toplumun geneline yayılmış. Trafikte kendini bilmez davranan bir sürücüye "ne yapıyorsunuz?" diyemiyorum. Arabamın önünü kesip yanıma gelip bana şiddet uygulamayacağının garantisini kimse veremiyor. Kadınlar, çocuklar kendi evlerinde, aile bireylerinden şiddet görüyor. Yöneticiler, çalışanlarına tahakküm kurup hayattan bezdirecek kadar psikolojik şiddet, baskı uyguluyorlar da bir sürü çalışan, kendilerine de sıçrar diye sessiz kalıyor. Etrafımda bağıran çağıran insanlar görüyorum, sevgisiz, saygısız ilişkilere denk geliyorum. Hepsi beni üzüyor ama dağılmamak için yetecek iç desteğim, yıllarca biriktirdiklerim, yaşama ve insana bakışım sayesinde beni ayakta tutuyor, devam etmeye, doğru bildiğim gibi yaşamaya ikna ediyor.

Öğrencilerim henüz gencecik. Daha mesleğin bile başında değiller. Şimdiden sağlıkta şiddet olaylarından korkmuş, ürkmüş, sinmişler. Hasta hekim arasında hep sorun olur diye kodlamışlar içlerinde. Belki kalkanlarını kullanmaya, zırhlarını kalınlaştırmaya başlamışlar. Böyle kurulacak iletişimden hayır gelir mi iki tarafa da? Böyle yaşanacak meslek, aşka dönüşür mü? Sevdiğin ve kendini güvende, mutlu hissetmediğin bir işi yaparken o koca ömür heba olmaz mı?

Öğrencilerime güvenli ortamları hazırlamanın devletin ortaya çıkma nedeni olduğunu anlattım, herkesin üzerine düşeni tam olarak yerine getirmesinin önemini, sevgi gibi nefretin de yaşamın içinde ne kadar çok yer bulursa o kadar çoğalacağını, bulaşıcı olduğunu söyledim. Bu konuda neler yapabiliriz diye bana gelen bir öğrencimle birlikte Sağlık ve Toplum öğrenci topluluğu etkinliği olarak “Toplumda ve Sağlıkta Şiddet Nasıl Önlenebilir?” başlıklı bir toplantı düzenledik.  Konuyu bütün yönleriyle masaya yatırdık. Sorunları ortaya koymakla birlikte çözüm önerilerini de konuşmaya önem verdik. Konuşmaların video kayıtları sosyal medyadan paylaşılması sayesinde birçok kişiye bu konular da ulaşacak. Yalnızca şiddet haberleri değil şiddetsiz bir yaşam için yapılabilecekler de insanlar arasında yayılacak.

Neyi çoğaltırsak yaşamımızda o olacak…

Nasıl bir yaşam dilediğimizi düşünüp üzerimize düşeni yapmak için gün bugündür.

Göksel Altınışık Ergur

YORUMLAR