Denizli Ayna Haber Logo
bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan bursa escort bayan escort alanya antalya escort bayan eskisehir escort istanbul escort bayan , istanbul escort , ili escort , kadky escort , istanbul escort bayan bayan , sakarya escort escort sakarya izmit escort gaziantep escort canl casino makrobet kacak bahis
“BEKLEYENLER” / Erdem Doğaç ilk kitabından hareketle taşra sayıklamalarına bir gönderme…

“BEKLEYENLER” / Erdem Doğaç ilk kitabından hareketle taşra sayıklamalarına bir gönderme…

… “Yaşam meyde bir hüzün tadı

Hüzün neşenin güzel sancısı”

Erdem Doğaç, sessizce yaşıyor bu kentin kıyısında. Hayatın gelip onu bulmasını bekleyen vakur bir dinginlikle. Hüznün ve beklemenin koynunda neyi bekler Erdem kimse bilmez. İç dünyasına cebelleş olan fırtınalardan kopan imgelerin ve bilinçaltının ışığında bir ilk kitaba dönüşen Erdem Doğaç, öykü ve şiirin bir arada harmanlandığı 64 sayfalık eser ortaya çıkarmış.

Toplam 17 adet deneme-öykü türü ürünleri ile birlikte 14 şiire yer veren kitabının adı da “Bekleyenler”.

Erdem, bekleme imgesi altında yaşamına biçim veren bir iklimde yaşar. Ürünlerinin arasına sızmış bu imgeyle kendi bekleyişini perçinler. Erdem’i 2002 yılından beri tanırım. Onunla Sunak Dergisi toplantılarında şehrin sanatsal temsiliyeti olan mekânlarında karşılaşmıştık o vakitler. Tabi karşılıklı oturup içmişliğimiz yanı sıra derin edebi mevzulara da kapı aralamıştık.

Kendisi o dönemlerde Sunak içerisinde de yer almıştı. Şöyle bir arşivi karıştırıyorum. Kitaba da girmiş ürünlerini ilk kez Sunak’ta daha ikinci sayımızda 2003 yılında yayımlamış. Sonraki zamanlarda da ürünleri yer alan Erdem’in yazın serüveni o günlerden bu günlere değişik yayınlarda süre gelmiş.

TAŞARAYI ZENGİNLEŞTİREN EDEBİYAT

Büyük kentlerin dışında konuşlanmış şehirlerde yaşayan edebiyatseverler, yazanlar, çizenler ve söyleyenler, o kentin sanat müdavimleridir kuşkusuz. Bir şehrin kültürel debisini yükselten, estetik bakışını geliştiren ve nihayetinde de sosyal-siyasal-kültürel dokuya müdahale eden de o kişilerdir.

Evrensel dediğimiz kavramın içeriğinde zengin ve güçlü bir taşralılık da nefes alır.

Tabi bu evrenselliği yakalamak için yazınsal ve düşünsel süreçler bakımından donanımlı bir altyapı ve söylem dili gerekmektedir.

Bu haliyle taşrada yazmak ya da en azından kavga gürültüye bulaşmayıp, kahve köşelerinde zaman bataklığına düşmeyip en azından yazan biri olmak, o kesimler için belki bir sığınma alanı olabilir.

Kendini yazıyla biçim veren bir ortamın üyesi olma çabasının da bir aidiyetlik duygusu olabilir. Orada konaklamak, mekân ve zaman duygusu edinmek, yazmaya çalışan için değerlidir.

İş ahkâm kesmelere, ben bilirimci tavırlara, yazdıklarıyla kendini otorite saymalara ve ortaya çıkıp ürün satıcılığına başlayınca işin rengi değişir. Bu noktadan bakınca da taşrada yazmaması gereken birçok sayıklamalar da cirit atar durur. Eserin kendisinin okur üzerinde yer etmediği ve okuyanı geliştirip yeni düşlere, düşüncelere kapı aralamadığı bu tür yazancılar, gerçekten yazmaması gerekenlerin cephesini de taşrada genişletir dururlar…

Erdem Doğaç bu isimler arasında olmamıştır. Kentimizde yaşayan ama aynı zamanda da yazması gereken nice güçlü kalemler arasındaydı. Bu ilk kitapla kendi boşluğunu doldurdu ve kendinin dışına taştı. Birçok taşra kökenli yazmacıların arasından niteliğiyle ve yeni olgulara, olaylara, konulara yelken açan diliyle beğendiğim bir öykü-şiir kitabına imza attı.

Nihayetinde taşra edebiyatını bu yetersiz yazancılar elbette köreltmiyorlar. Her yazancının bir okuyancısı çıkıyor. Kendimizi de en iyi yazıncı ilan edemeyiz. Olsa olsa yazmaya çabalayan, eli azıcık kalem tutan hayat taşıyıcılarıyız. Şu üç kuruşluk hayatta küfür etmek yerine iki satır dizeye düşüp kendi hayatımızı satırlayıp, arkadan gelenlere bir dil bir bakış bir öfke kırıntısı bırakabilelim…

Özüyle, sözüyle, diliyle yaşama dair, üretime dair, güzelliğe dair bir harf düşürebildiysek ötesi yokluk ve yoksulluk…

Taşra yazancıları bu haliyle üretimlerini yazdıklarıyla sınırlamayıp okuduklarını da böyle köşelerinde paylaşırlarsa nasıl okuduklarına dair fikir de edinebiliriz. Böylece nasıl yazılmaması gereken meselesi de birazcık aydınlık kazanabilir. Belki de Nursel Ertekin bu yazancı kirliliğinin ortasında kalmaktan sıkıldığı için kitap gereksinimi duymuyor, kim bilir!

Erdem Doğaç şiire mi düzyazıya mı yönelmeli?

Bazen yazı sizi alır götürür kendi coğrafyasına. Erdem dostumuz bundan sonra elbette okurluğa, yazmaya devam edecek. Mecrasını da yazdıkları belirleyecek. Çünkü iyi bir okur. Araştırmacı. En önemlisi güçlü bir gözlemci ve profesyonel bir bekleyen…

Daha ne kadar bekleyeceksin sevgili dostum?

Taşrada okunmaması gerekenler listesi yapmak biraz cesaret ister. Onları da kırmadan Erdem Doğaç’ı okunması gerekenler ikliminden bakıp okuru kitaba davet ederek sözümü bitireyim. Kitabını Çınarda Halikarnas kitabevinden edinin bence.

Tıpkı Erdem Doğaç gibi; iyi okura iyi kitaplar yazmak gerekiyor ve iyi yazanlar da iyi okuru cımbızla arıyor bu her şeyi kirlenmiş, örselenmiş, yağmalanmış orta doğuda…

 

 

YORUMLAR